Yazdır Sizi Arayalım Başa Dön

TURLAR

ORTAÇAĞ’DA FAS:

7. yüzyılda, İslam Devleti gücünün doruğundayken, Fas’taki ilk fethi Şam Emevileri’nin hizmetindeki bir komutan olan Ukba ibn Nafi komutasındaki İslam ordusu yaptı. 670 yılındaki bu ilk fethin ardından Ukba ibn Nafi’nin halefleri Fas’ın fethini tamamladılar ve 683 yılında ülkeye “Maghreb al Aqsa” (En Uzak Batı) adını verdiler.
Uygulanan asimilasyon yaklaşık olarak bir asır sürdü. Yedinci asır boyunca, Arap kültürünün etkisi altında kalmış olan Berberilerin büyük çoğunluğu; Arapların kıyafet geleneklerini, kültürlerini ve İslam dinini benimsediler.
Devletlerini bu kültüre göre şekillendirip, ilk örneklerini Nekor ve Barghawata devletleriyle verdiler. Ancak bu devletlerin kuruluşları beraberinde uzun iç savaşları da beraberinde getirdi.
İdrisi hanedanının kurucusu olan İdris ibn Abdallah, ülkenin Bağdat’taki Abbasi halifeleriyle ve Endülüs Emevileriyle olan bağını kopardı ve yollarını ayırdı. İdrisiler Fes şehrini alıp, bu şehri başkent haline geitirdiler ve Fas bir bilim kültür merkezi ve bölgesel bir güç haline geldi.

İDRIS BIN ABDULLAH VE İDRİSİLER:
(d.? – ö. 791), Mağrib’deki İdrisi Hanedanı’nın kurucusu ve ilk hükümdarı (789-793). : İdrisiler, El-İdrisiyun olarak da bilinir, Fas’ta Berberilerin yaşadığı bölgelerde hüküm süren Müslüman-Arap hanedanıdır. Ali bin Ebu Talib’nin soyundan geliyordu. Yeğeni Hüseyin bin Ali’nin Mekke yakınlarında, Ali yanlılarının çoğunun Abbasilerce şehit edildiği Fah Çarpışması sırasında öldürülmesinden (787) sonra batıya kaçarak önce Mısır’a, oradan da Mağrib’e gitti. Eski bir Roma yerleşimi olan Ulili’yi (Volubilis) merkez yaptı, Berberi aşiretinin başında bulunan İshak Muhammet bin Abdülhamitİn kızı ile evlendi ve onun tarafından imam ilan (Şerif) edildi.
Birkaç ay sonra da, gelecekte oğlu II. İdris’in başkent ilan edeceği Medinet Fas askeri üssü’nü kurdu. Fas’ın Berberi kabilelerin yaşadığı kuzey kesimlerini ve Atlas Okyanusu kıyısındaki düzlüklerin bir bölümünü ele geçirdi. Bölgede yaşayan Hıristiyan ve putperest kabilelerle savaştı. İdrisi Hanedanı Endülüs Emevilerinden sonra Bağdat’taki Abbasi Halifeliği ile ilişkisini kesen ve bağımsız olan tarihteki ikinci Müslüman devlettir. Bazı kaynaklarda Abbasi halifesi Harun Reşid tarafından zehirletildiği ileri sürülür. Az bir süre hüküm süren I. İdris’in ölümünden (791) sonra yönetim, oğlu II. İdris’e geçti.
(Hz. Ali’nin, büyüğü Hz. Hasan ve küçüğü Hz. Hüseyin olan oğullarından gelen zürriyet zamanımıza kadar ulaşmıştır. Birbirlerinden farklı olduğunu göstermek için; Hz. Hasan’dan gelen kola “ŞERIF”, Hz. Hüseyin’den gelen kola ise “SEYYİD” denilmiştir.

Oğlu II. İdris (hükümdarlığı 808-828) onun fetihlerini sürdürdüyse de tüm ülkeye egemen olmayı başaramadı. Ama 808’de kurduğu başkent Fez, kısa sürede siyasal ve dinsel bir merkez durumuna geldi. İdrisiler, Berberi kabile örgütlenmesinin dışında, kısmen Araplardan oluşan merkezi bir yönetim kuran ilk hanedandır. Ayrıca, Fas’ta şeriflik geleneğini yerleştirdiler ve ülkenin kuzey kesimlerinde Arapçanın yaygınlaşmasını sağladılar. 12 oğlu bulunan II. İdris’in ölümüyle (828) bu çocukların en büyüğü olan Muhammed el-Muntasır tahta çıktı. Muhammed el-Muntasır (hükümdarlığı 828-836), büyükannesinin tavsiyesi üzerine ülkeyi kendisinden sonraki en yaşlı 7 kardeşi arasında paylaştırdı. Ancak bu durum çok geçmeden kardeşleri birbirine düşürdü. Vezekkür beyi İsa’nın Muhammed’e başkaldırması üzerine Rif beyi Ömer önce Vezekkür’ü ele geçirdi, ardından Tanca’ya yürüyerek el-Kasım’ı yendi. Ömer’in ölümünden (835) birkaç ay sonra Muhammed de ölünce yerine oğlu Ali hükümdar oldu.
On yılı aşkın bir süre iktidarda kalan Ali, ülkenin huzur ve barış içinde yaşamasını sağladı. Daha sonra kardeşi Yahya (848), ardından onun oğlu II. Yahya tahta çıktı. X. yy.’ın başlarında, özellikle de Yahya bin İdris bin Ömer’in başa geçmesinden (905) sonra, ülkede karışıklıklar arttı. Yönetimin parçalanmasıyla güçlerini yitirmeye başlayan İdrisiler, Endülüs Emevi halifeleri ve Fatımilerden gelen baskılar karşısında varlık gösteremediler. Mağrib, bir yandan Fatımiler’in, bir yandan da İspanya Emevileri’nin (Endülüs Emevi Devleti) tehditleriyle karşı karşıya kaldı. Endülüs Emevileri’nin Septe’ye ele geçirmelerinden (931) sonra İdrisiler’in zaten azalmış olan nüfuzları, bir darbe daha yedi. Yüzyılın ortalarına doğru yeniden güçlenme belirtileri gösteren İdrisiler’in varlığı, Emevi emirlerinden Galip zamanında tamamen sona erdi (974). 974’te hanedan üyeleri Endülüs Emevilerince tutsak alınarak Kurtuba’ya (Córdoba) götürüldü. Son İdrisi hükümdarı, Emevilerin elinde tutsak bulunduğu sırada, 985’te öldü.
Bu aileden kalan bir kol, İber Yarımadası’nın güneyindeki Málaga’da, ömrü 20 yıl kadar süren küçük bağımsız bir devlet kurdu. İdrisi Hanedanı Endülüs Emevilerinden sonra Bağdat’taki Abbasi Halifeliği ile ilişkisini kesen ve bağımsız olan tarihteki ikinci Müslüman devlettir.
İdrisîler’in ardından Arap göçmenler Fas’taki politik güçlerini yitirdiler. Berberîler yönetimleri şekillendirmeye başladılar ve yeniden ülkenin hakim gücü haline geldiler. Fas, bu Berberî yönetimleri zamanında belki de tarihteki en parlak dönemini yaşadı. Arap İdrisîler 11. yüzyılda tehcir edildiler. Murabıtlar, Muvahhidler, daha sonra Marinîler ve son olarak Saadîler; Kuzeybatı Afrika’nın büyük bölümünü, müslüman İberya’yı ve Endülüs’ü içine alan büyük devletler kurdular.

FATİMİLER:
Fatımi Devleti veya yaygın olarak kullanılan adıyla Fatımiler, (909 – 1171), Tunus’ta kurulduktan sonra merkezi Kahire’ye taşıyan ve Fas, Cezayir, Libya, Malta, Sicilya, Sardinya, Korsika, Tunus, Mısır, Filistin, Lübnan, Ürdün ve Suriye’de egemenliğini kuran Şii meşrebinin İsmaili mezhebine bağlı devlet. Fatımi adı, Muhammed bin Abdullah’ın kızı ve Ali bin Ebu Talib’in eşi Fatıma bint Muhammed’ten gelir.

MURABITLAR:
(1090 – 1147) (Les Almoravides ) Marakeş’I başkent yaparak Kuzey Afrika, İspanya ve Balear adalarına hakim olarak, İslam devleti kuran hanedan. Magrib’de kurulan devletin başşehri Merakeş’dir. İslam kaynaklarında “Murabıtin” veya “Mülessimin” olarak geçen hanedana, Avrupalılar, “Almoravides” derler. Kelimeler, hudut kalelerinde ikamet edenler, peçeliler, Fransızca’da derviş manasındadır. Murabıtlar ( al-Murābiṭūn), bugünkü İspanya ve Fas topraklarında, Orta Çağ sırasında önemli bir siyasi güç olmuş olan devletin ve bu devleti oluşturan halkın adıdır. Aslen Kuzey Afrika kökenli bir halk olan Murabıtlar, Endülüs Devletinin parçalanmasını izleyen karışıklık döneminde, düzenli bir askeri güce sahip olmalarının da verdiği avantajla kısa sürede İber Yarımadasının Müslüman bölgelerinin neredeyse tamamını ele geçirdiler. 1090 ve 1147 yılları arasında bugünkü İspanya’nın büyük bölümü ve Kuzey Afrika’daki bazı toprakları denetimleri altında tutarak güçlü bir devlet düzeni teşkil ettiler. İlk başlarda güçlerini korusalar da sonraları Hristiyan İber halklarının saldırıları ve Kuzey Afrikalı diğer toplulukların çıkarttığı ayaklanmalar yüzünden güçleri gün geçtikçe tükenen Murabıtlar, kendileri gibi Kuzey Afrika kökenli olan Muvahhidlerin saldırıları sonucu onların egemenliği altına girerek siyasi egemenliklerini kaybettiler.

MUVAHHIDLER:
(1147-1248) (Almohades ) Başkent Tinmel (1121–1147)Marakeş (1147–1269) al-Muwaḥḥidūn, Türkçe: Birleyenler, Tek Olanı Kabul Edenler; Kuzey Afrika, İspanya ve Batı Sahra topraklarına hakim olan Murabıtlar Devleti’ni yıkarak onun yerine geçen Berberi hanedan ve devletidir. 1146 ila 1248 yılları arasında, bugünkü İspanya topraklarının büyük bölümünün yanı sıra Kuzey Afrika’daki bazı toprakları da denetimleri altında tutmuşlardır.
Hıristiyan saldırıları ve bazı iç karışıklıklar sonucu 1269’da yıkılmışlardır. İber Yarımadası üzerinde hüküm sürmüş son büyük Müslüman devlettir. Muvahhidler, Murabıtlar’ın bazı dini uygulamalarını karşı yeni bir ıslah hareketinin temsilcisi olarak Kuzey Afrika’da ortaya çıktı. 1116′ dan itibaren Trablusgarp’tan Moritanya’ ya kadar Kuzey Afrika’daki sahil şehirlerini gezerek ve dini eğitim vererek kendisine taraftar kazandırmıştır. İbn Tûmert 1121 yılında Mehdiliğini ilan ederek Murabıtlar Devleti’ne karşı harekete geçmiş ve bu tarih devletin kuruluşu olarak kabul edilmiştir. Bu hanedan Emevi hanedanları içerisinde en sert ve dinci olanıydı ve İber yarımadasındaki gayrimüslim halka ölüm ya da zorunlu din değiştirme seçeneklerini sunmuştu. Bu nedenle ülkedeki birçok Yahudi doğudaki topraklara Hıristiyanlar da kuzeydeki Hıristiyan krallıklara kaçmıştır.
Yükselişi: İbn Tûmert’ in 1130′ da ölümünden sonra devletin kuruluşu öğrencisi olan Abdülmümin el-Kûmî tarafından gerçekleştirilmiştir. Sûs bölgesine hakim olan Abdülmü’min, Murabıtlar’la uzun süre mücadele etmiştir. 1139-1146 yılları arasında devamlı yaşanan savaşların sonrasında 1147’de Marakeş’ in de alınmasıyla Murabıtlar devleti tamamen yıkılmış ve bölgeye Muvahhidler tamamen egemen olmuştur. Topraklarında çıkan isyanları bastıran Abdülmü’min, sonrasında 1147-1163 yıllarını Libya’ dan Moritanya’ya kadar uzanan Kuzey Afrika sahilinde ve Endülüs’te hüküm süren bir devlet kurmuştur.
Gerileme ve Dağılış: Abdulmümin’in ölümünden sonra hükümdarlarda önemli bir toprak kazanımı olmamakla birlikte özellikle Yusuf, Yakup (Mansur) ve Muhammed dönemlerinde Muvahhidlerin istikrar ve yükseliş dönemleri olmuştur. Ancak 1212 yılında İkab Savaşı’nda Hristiyanlar karşısında ağır bir yenilgi alınması ve sonrasında 1213 yılında Muhammed’ in ölümüyle Endülüs’ teki hakimiyetini kaybetmeye başlamasına ve Muvahhidlerin siyasi istikrarsızlık dönemine girmesine yol açmıştır. Muhammed’ in ölümünden sonra tahta çıkan genç yaştaki oğlu Yusuf el-Müstansır’ın idari açıdan zayıf bir hükümdar olması nedeniyle bazı devlet adamları ve yerel yöneticiler güç kazanmaya başladı ve devletin otoritesi sarsılmaya başladı. Bu dönemde Endülüs’te yerel hanedanlıklar kurulurken diğer taraftan Portekiz, Kastilya ve Aragon krallıkları da Turtûşe (Tartosa), Belensiye (Valensiya), Batalyevs (Badajoz), Mürsiye (Murcia), Mâride (Merida), Kurtuba (Cordoba) ve İşbîliye (Sevilla) gibi birçok Endülüs şehrini ele geçirdiler.
1228 tarihinde Tunus’u Muvahhidler adına yöneten Ebü Zekeriyya Yahya, İbn Tûmert’in davasını kendisinin savunduğunu söyleyerek bağımsızlığını ilan ederek Hafsiler hanedanlığını kurdu. 1235 yılında Tilimsan ve civarında büyük Berberi kabilesi Zenâte’ye mensup Abdülvadiler bu adla hanedanlık kurdular. Muvahhidler devletinin yıkılmasını sağlayan en önemli hareket ise 1196′ dan beri Magrib-i Aksa’da bağımsız yaşayan Meriniler olup, 1247′ de Miknâs’ı, 1248′ da Fas, Selâ ve Tâze’yi, 1250-1255 arasında Magrib-i Aksa’nın büyük bölümünü Muvahhidler’den aldılar. Muvahhidler bir süre daha direnç gösterse de 1269′ da Meriniler tarafından Marakeş’in alınmasıyla Muvahhidler Devleti son buldu. Ardılları: Meriniler, Gırnata Emirliği,

MERİNİLER:
(1196-1465). ( Benu Marin olarak da bilinir), Başkent:Fes. Yönetim Sultanlık. Muvahhidlerden sonra 13.-15. yüzyıllarda Fas’ta, geçici sürelerle de Kuzey Afrika’nın öteki kesimlerinde hüküm süren Zenate Berberileri kolundan hanedan Meriniler Kurtubalı (bugün Córdoba) Emevi halifelerinin geleneksel müttefikleri olan Zenate grubuna bağlı kabileydiler.
Büyük Sahra’dan gelip Fas’ın doğu kesimine yerleştikten sonra, hanedanın kurucusu Ebu Muhammet Abdülhak yönetiminde Fas’ı ele geçirip bağımsızlıklarını ilan eden Meriniler (1196), daha sonra Ebu Yahya Ebubekir döneminde (1244-1258) onlara karşı harekete geçen Muvahhit hükümdarı Ebu Sait el-Mutezit tarafından durduruldular. Ancak, Gırnata (Granada) dışında tüm Endülüs’ü Hıristiyanlara kaptıran ve iyice zayıflayan Muvahhitler’in Kuzey Afrika toprakları da Abdülvadiler, Tunus Hafsileri ve Marakeş (1269) ve Sicilmase’yi (1273) almaları üzerine kendilerini Muvahhitler’in mirasçısı sayan Meriniler arasında paylaşıldı.
Fes’i başkent yapan Ebu Yusuf Yakup (1258-1286), çöken Muvahhit İmparatorluğu’nu tüm Berberiler’i kendi yönetiminde birleştirerek yeniden canlandırmak için çaba harcamaya girişti. İslamın gereklerini yerine getirmek, dinsel saygınlık kazanmak ve halkın dinsel tutkusunu kamçılamak amacıyla İspanya’ya “cihat” açan Meriniler 14. yüzyılın ortasına değin savaşı sürdürdüler. Gırnata’daki Müslüman Nasıri Hanedanı’nın yardım isteklerini fırsat bilip güçlü bir orduyla Endülüs’e geçerek Ecija Savaşı’nda Hıristiyanları yendi (1275). İspanyollar Cebelitarık’ı ele geçirince (1309), Ebu Rebii Süleyman komutasındaki Merini kuvvetleri yeniden Endülüs’e geçip burasını geri aldılar.
Ama Hıristiyanlardan toprak alınamadığı gibi Merinilerin Muvahhidler dönemindeki imparatorluğu yeniden kurmaya çalıştıkları Afrika’da kalıcı fetihler yapılamadı. Ebu’l-hasan Ali döneminde (1331-1348) Meriniler, önce başkentlerini işgal ettikleri (1337) Kuzey Afrika’daki komşuları Tilimsen (Tlemcen) Abdülvadileri’ni zamanla ortadan kaldırdılarsa da Hafsiler’i Tunus’tan çıkaramadılar.
Ayrıca, Ebülhasan Ali’nin Rio Salado’da Castilla kralı XI. Alfonso ile Portekiz kralı IV. Afonso’nun birleşik orduları tarafından bozguna uğratılması (1340) üzerine Meriniler bundan böyle Endülüs’ten (Andalucía) uzak kaldılar. Daha sonra devletin yetersiz hükümdarlar yönetiminde giderek güçsüz duruma düşmesi, topraklarının Arap kabileler arasında bölüşülmesine yol açtı. Fırsatı kaçırmak istemeyen Castilla ve León kralı III. Enrique, Berberistan’a asker çıkararak Tetuan’ı (1401), ardından da Portekizliler Septe’yi (1415) ele geçirdiler. Hıristiyanların bu başarılı saldırıları ve askeri seferlerin devletin maddi kaynaklarını tüketmeye başlaması halkın büyük ölçüde tepki göstermesine, yer yer ayaklanmalar çıkmasına neden oldu. Bu kargaşa ve fetret ortamında yönetime ele geçiren hanedanın ikincil kolu olan Vattasiler’den (Benu Vattas) Ebu Zekeriya Yahya, çocuk yaştaki Merini sultanı II. Ebu Muhammet Abdülhak’ın saltanat naibi olarak hüküm sürmeye başladı (1428). Başkomutan sıfatını da alan Ebu Zekeriya, Portekizliler’le savaşırken ölünce (1448), kardeşi Ali Vattasi onun yerine geçti. Ali’nin ölümü üzerine (1458), devlet yönetimini doğrudan ele almak için savaşım veren II. Abdülhak, idrisi şeriflerini kovarak Fes kentine egemen olan Muhammet eş-Şeyh yanlılarınca öldürüldü (1465).
Böylece Fes’te sultan ilan edilen Muhammet eş-Şeyh Meriniler soyuna son vererek Vattasiler hanedanını kurdu.

VATTASİLER:
(1471-1554). . Fas’ta hüküm süren bir İslâm hânedanıdır. Aslen rif emirleri olan vattasiler (benu-wattas)’in atası şeyh zeyyanül vattasi, merini hanedanının bir dalından merini imparatorluk prensidir. 1428-1470=42 yıl zarfında 4 vattasi prensi merini sultanlarının naibi olarak fas’a tahakküm etmişlerdir. 1470 de bizzat tahta geçerek bu hanedan 1550 yılına kadar 80 yıl hüküm sürmüşlerdir. bu arada VI. Muhammed 55 yıllık 1470 1525 tarihleri arasında saltanat sürmüştür bu tarihin en uzun saltanatlarından biridir. Vattasi naib ve sultanlarının hükmettikleri yıllar fasın parlak bir dönemi değildir. Esasen 1509 dan itibaren fası sa’di şerifleri ile paylaşmak zorunda kalmışlardır. 1509-1550 arasında 41 yıl fasta iki hanedan çeşitli bölgelerde birbirleriyle mücadele içinde hükümran olmuşlardır. bu yıllarda ispanya ve portekiz çok güçlü oldukları için ve 1492 de ispanyada artık müslüman devlet de kalmadığı için fasın bu zaafı hristiyanların çok işine yaramıştır. 1517 de kuzay afrikaya türkler (oruç reis) müdahele etmiştir. VI Muhammed burtugali 1470-1525, ii. Ahmed 1525-1550, VII. Muhammed 1550. Fas’taki Vattasi egemenliğini Muhammed’in soyundan gelen Sadi şeriflerin 1548’de Fes’i ele geçirmesiyle son buldu.

SAADİENLER:
1549 ve 1660 yılları arasınd ahüzküm sürmüşlerdir. Başkentleri Marakeş’tir. 1511 de Portekizler ekarşı kutsal savaş çağrısı yapıp başarılı olmuşlardır. 1524 marakeş’i kuşatıp almışlardır. 1549 Watasi hanedanına son vermişlerdir. 1578 üç kral savaşı. 1591 de ise Fasın güneyind ehühüküm süren Songhay İmparatorluğunu ele geçirmişlerd ve topraklarına katmışlardır. Songhay İmparatorluğunu 7. Yüzyılın ortalarından 1593’e dek bugünkü Mali, Burkina Faso ve Nijer devletlerinin topraklarında hüküm sürmüş devlettir. Daha önceleri Gao Krallığı olarak bilinen devlet 1493’ten sonraki krallar Songhai hanedanından geldiği için Songhai İmparatorluğu olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Devletin 650’li yıllara doğru kurulduğu tahmin edilmekte olup, 750’li yıllardan itibarenki kralların adları bilinmektedir. Başlangıçta Mali Devleti’ne tâbi olan Gao Krallığı merkezini Kukiya şehri olarak belirlemiştir. 1000 yılından sonra taht şehri Gao olmuş, 1009’a dek putperestlik inancına sahip olan krallar bu tarihte Müslümanlığı kabul etmiştir. Başlangıçta berberi ırkından olan hanedanlar giderek daha fazla zencilerle karışmışlardır.
11. Yüzyılın ikinci yarısında Murabıtlar Devleti’ne tâbi olan Gao Krallığı bu devletin yıkılışından sonra giderek güçlendi ve 29 Ocak 1468’de Timbuktu’yu, 1473’te ‘de Djenne’yi fethederek topraklarını iyice genişletti. Devletin tüm toprakları 1591-93 arasında bir dizi askeri seferle Fas Krallığı’nın eline geçmiştir. 1660 da saadien hanedanlığı son bulmuştur.
1666–1912 ALAOUITE İDARESİ (FES) 🙁 Nusayriler Arap alevileri)
Saadiler’in ardından Alaouite hanedanı yönetime geldi. Bu sıralarda Fas, İspanya ve Osmanlı’nın nüfuz mücadeleleri ile karşıkarşıyaydı. Alaouite hanedanı kısa süre için, kendisinden önce gelen hanedanlara nazaran daha küçük bir alanda, sessiz bir zenginlikte hüküm sürdüler ve pozisyonlarını korudular. 1684 yılında Tanca’yı aldılar. Hanedanın başındaki İsmail ibn Şerif, yerel güçlere karşı birleşik bir krallığı savundu ve bunu da gerçekleştirdi.788’de, Arapların Kuzey Afrika’yı fethinden yaklaşık yüzyıl sonra, bir dizi Faslı Müslüman hanedanları Fas’ı yönetmeye başladı. 16. yüzyılda Sadi hanedanı, özellikle Sultan Ahmed el-Mansur (1578-1603) döneminde yabancı istilacıları püskürttü Osmanlıların da yardımıyla Vadisseyl Muharebesi zaferi kazanıldı 1578’de ve bir altın çağı başlattı. Mevcut Fas kraliyet ailesinin de mensubu olduğu Alaouite hanedanı’nın (alauit) kökleri 17.yy dayanmaktadır ve Muhammed bin Abdullah’a kadar inmektedir.

VADİSSEYL MUHAREBESİ veya Üç Kral şavaşı: 4 Ağustos 1578
1578 yılında Osmanlı İmparatorluğu desteğini alan Fas’ın Saadi sultanı Abdülmelik ile Portekiz kralı Sebastião ve Portekizlilerin müttefiği III. Ebu Abdullah Muhammed el-Mütevekkil’in kuvvetleri arasında yapılan savaştır. Üç Kral Savaşı ya da Kasrülkebîr Savaşı olarak da bilinir.

SAVAŞ ÖNCESİ DURUM:
1574’te Mevlây Abdullah’ın ölümünden sonra oğlu Ebu Abdullah (Muhammed el-Mütevekkil) tahta çıktı. Bunun üzerine sultanlıkta hak iddia eden amcaları Abdülmelik ile Abdülmelik’ in küçük kardeşi Ahmed el Mansur İstanbul’a gittiler ve Osmanlı Sultanı III. Murad’dan yardım istediler. Ertesi yıl padişahın emriyle harekete geçen Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa Miknâs civarında Ebu Abdullah’ ı yenerek Fas’a girdi ve 8 Mart 1576′ da Abdülmelik’i tahta çıkardı. Abdülmelik daha sonra kendi kuvvetleri ve Osmanlı’ dan aldığı takviye ile Ebu Abdullah’ ın çekildiği Marekeş’e 16 Temmuz 1576 yılında girerek “Mu‘tasım-Billâh es-Sa‘dî” lakabıyla bütün Fas ülkesinin sultanı oldu.
Osmanlı nüfuzunun Fas’a yayılması Portekizliler’i rahatsız etmesi, Tanca dolaylarına kaçan Ebu Abdullah’ ın da devamlı şekilde yardım istemesi üzerine Portekiz Kralı I. Sebastião askeri harekata karar verdi.

SAVAŞ:
I. Sebastiao, Faslı müttefikleri ile birlikte; 60 bin kişilik ordu ve çok sayıda topla Tanca’ya çıktı. Lukkos Irmağı ile bu ırmağın kollarından biri arasında, Ksar’el-Kebir (Alcazar-quivir) yakınlarındaki Vadiü’l-Mehazin’de Abdülmelik ile kardeşi Ahmed ve müttefik Osmanlı kuvvetleri ile karşılaştı.
Piyadelerle süvarilerden oluşan ve sayıları 50 bin kişiyi bulan Müslüman kuvvetleri Sebastiao’nun ordusunu kıyıdaki Larache’a (El-Araiş) çekilmeye zorladılar. Portekiz ordusu mağlup oldu. Müslüman askerlerin bir kısmı o sırada gelgit yükselmesinin etkisindeki Vadiü’l-Mehazin’i geçmeye çalışırken boğuldu. Ayrıca Sebastiao ile el-Mütevekkil de boğularak öldüler; böylece savaş Osmanlı desteğindeki Abdülmelik güçlerinin zaferiyle sona erdi. Savaş esnasında hasta olan Abdülmelik’ te öldü

SAVAŞ Sonrası:
Savaş sonucunda Portekizliler bölgedeki üstünlüklerini kaybettiler. Öte yandan genç kral Sebastiao’nun bir varis bırakmadan ölmesi, Portekiz Krallığı’nın sonraki 60 yıl boyunca İspanyol denetimine girmesine neden oldu. Abdülmelik’ in savaş sırasında ölmesi üzerine yerine kardeşi Ahmed el Mansur tahta geçti. Ayrıca bu savaş sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’ nun Fas üzerindeki etkinliği daha da arttı.

Kategoriler: Fas Tarihi