Yazdır Sizi Arayalım Başa Dön

TURLAR

FAS KRALLIĞINA GİDEN YOL:

MOULAY İSMAİL: (1645 Sijilmassa – 22 Mart 1727 Meknes) 1672 – 1727 yılları arası Fas sultanıdır. Kuzey Fes’de 1667-1672 yılları arası Fes sultanlığı valisi olan Molla Şerif’in 7 ci çocuğudur. Fes şehrinde 1672 de kendisini Fas sultanı ilan etti. İktidardaki ilk 15 yılı tahtını sağlamlaştırmak için yeğeni molla Ahmed ben Mehrez ile mücadele etti. 82 yaşında öldüğünde yaklaşık olarak 750 eşinden 1042 -1171 olduğu tahmin ediliyor.
Mola İsmail dönemi Fas sultanlığını yükseliş dönemini başlatır. Oldukça güçlü bir ordu kurar. Ordunun çekirdeğiniz zencilerden meydan getirmiştir. Osmanlı imparatorluğuna ve onun Cezayir’deki temsilcilerine, kuzey liman şehirlerini işgal etmiş olan Hristiyanlara kaşı güçlü bir direniş sağlar. Avrupa köle ticaret limanlarını kontrolü altına alır. Dönemin en güçlü devletleri olan Fransa – İspanya ve İngiltere ile diplomatik ilişkiler kurar. Avrupalıların Kana susamış olarak adlandırdıkları sultan molla İsmail dönemin güçlü krallarında olan ve “ Güneş kralı” olarak biline 14 Louis ile kıyaslar.
Meknesi sultanlığının başkenti olarak yeniden yaratır. 40 km uzunluğunda şehir surları, sarayı, hanları, çarşısı, meydanları ve çok sayıdaki camisi ile UNESCO listesindeki bugünkü Meknes her şeyini ona borçludur. Hastalıktan öldükten sonra gelenler de ülke yükselişini devam ettirdiler. 26 yaşında iktidara gelen ve 55 yaşında ölen Mola İsmail aynı zamanda en uzun süreli iktidarda durma rekorunu da elinde bulunduruyor.
Annesi siyah bir köledir. Babsı Moulay Chérif ben Ali birinci alaouit hanedanı sultanının prensi idi. Büyük sahra yakınında “Sijilmassa” da dünyaya geldi. Peygamber soyundan gelen Hassan ad-Dakhil’inin 21. kuşağından ve 1266 yılında Sijilmassa yerleşen ve yine peygamber soyundan gelen al-Zakiya’nın 17. Soyundandır. Son saadien sultan Ahmed al-Mansour öldükten sonra ülke büyük bir Kaos içerinse girer. Üken çeşitli tarikatlar ve askeri güçler arasında parçalanmış olduğu bir dönemde; Varisleri ciddi taht kavgası içerine girerler. Bu süreç içerisinde 1631 yılında “Tafilalet” kurulan Alaouit hanedanı bu dağınıklığa son vererek ülkede bütünlüğü sağlar.
Bu dönemede Fas 7 beyliğe ve kıyı şeridinde çok sayıda Portekiz- İspanyol ve Fransız liman şehirlerine bölünmüştü.1692 de Sınırları genişletmek için Cezayir sınırına asker gönderir ancak Osmanlı odusu baskın gelir ve sonrasında Caezayire barış elçisi gönderir. Sınır çarpışmaları devam eder, Oran’a saldırır. Osmanlı sultanı Sultan II Ahmet Cezayir beyliğine talimat verir ve elçi gönderir. Barış sağlanır. İspanyolları Afrika’dan uzaklaştırmaya başlar. 1693 de tekrar Cezayir üzerine yürür ve büyük bir yenilgi alır.
12 bin Osmanlı-Cezayir askeri 60 bin Fas’lıyı bozguna uğratır. Kendisi de yaralanır ve zor kurtulur. Sultanlığının kalan döneminde ülke sınırlarını içerinde olan ve günümüzde bile İspanya ile aralarındaki önemli problemlerden olan ve Cebelitarık boğazındaki İspanya toprağı olan Cuta’nın (Cepta) kuşatması devam eder.
Bu kuşatma 1727 yılına, ölümüne kadar devam eder. Başarılı olamaz. Kendisinden sonra gelen sultanlar bir müddet başarı gösterselerde ülkenin birçok bölgesinin darmadağın olmasını engelleyemezler. Aslında hızlı gelişen koloni döneminin yayılmacılığına karşı koyamazlar. Değişen yeni silahlar karşı koyamazlar.
Bu süreç 1912 Fransız – İspanyol korumacılığına kadar devam eder. Sultan sürgün egönderilir 1956 yılında elde edilen bağımsızlık ile bugünkü yönetim kurulmuş olur.
Moulay İsmail hakkında herkesin ortak olduğu tek nokta: Yüksek yapma isteği, Emir verme, otorite ve yönetme yeteneğidir. “Allah bana bu krallığı verdiyse ondan başka bunu benden kim alabilir” Bu düşünce bütün eylemlerimde ortaya çıkar. Avrupalı yazarlar, tarihçiler tarafından “ köleliğin bütün acımasızlığın yaşandığı kendi dönemlerini hiçe sayarak Mulay ismaili.- açgözlü canavar, kana doymayan, bir vahşi olarak tanımlamışlardır.
1860 yılında İspanya’nın Fas’ın kuzeyini işgal etmesiyle Avrupalı ​​güçler arasında yarım yüzyıl sürecek ve Fas’ın egemenliğini giderek aşındıracak olan ticari rekabet başladı. 1912’de ülke üzerinde himaye kuran Fransa ile uzun süreli bağımsızlık mücadelesi 1956’da başarıyla sona erdi. Uluslararası bir şehir haline gelen Tanca ve İspanyol malları aynı yıl yeni kurulan devlete teslim edildi. Mevcut hükümdarın dedesi olan Sultan V. Muhammed, devleti anayasal monarşi olarak şekillendi ve 1957’de kral unvanını aldı.
Birleşmiş Milletler, Fas ve Polisario Cephesi arasındaki doğrudan müzakerelerde yardımcı rol üstlenmektedir, ancak bölgenin statüsü henüz çözülmemiştir. 1990’lı yıllarda kademeli gelişen siyasi reformlar, ilkin 1997’de bir araya gelen iki meclisli yasama organının kurulmasıyla sonuçlandı. Fas, orta düzeyde özgür bir basına sahiptir ama hükûmet monarşiye, İslam’a ve Batı Sahra’nın statüsüne karşı geldiğini düşündüğü gazetecilere karşı harekete geçmektedir.

Şubat 2011’de, Arap Baharı protestolarından etkilenen binlerce Faslı, daha fazla demokrasi ve kamuda yolsuzluğun sona ermesi talebiyle ülke çapında birden çok ilde haftalık gösteriler başlattı. Faslı güvenlik güçlerinin protestolara tepkisi, başka bölgedelerdeki şiddet olayları ile karşılaştırıldığında genel olarak daha bastırılmış düzeyde kaldı.
Kral VI. Muhammed, yeni bir anayasa ve erken seçim dahil bir reform programı ile hızlı bir şekilde yanıt verdi. Meclise ve başbakana bazı yeni yetkiler veren ancak nihai otoriteyi hükümdarın elinde bırakan yeni anayasa, Temmuz 2011’de referandumla kabul edildi. Kasım 2012’de düzenlenen erken seçimlerde, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi en fazla koltuk sayısını kazanarak Fas’ta iktidara gelen ilk İslamcı parti oldu. Fas, Ocak 2012’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2012-13 dönemi geçici üyesi oldu.
MEVLAY (Moulay) YUSUF : (1880-1927) Fas Filila hükümdarı (1912-1927).
Kedisinden önce babası Hasan I (1873-1894) sonra üvey kardeşi Moulay Abdelaziz (1894-1908) , Moulay Abdelhafid (1908-1912) sultan oldular. 1927 yılında vefat edince yerine modaren fa’ın kurucusu üçüncü çocuğu Sidi Mohammed V kıral oldu.
(Meknes’te doğdu. Mevlay I. Hasan’ın oğlu olup annesi Amine Çerkez veya Türk asıllıdır. Sarayda özel hocaların gözetiminde yetişti. Ağır başlı dindar, zeki ve kibar, bir kişiliğe sahipti. Mevlay Abdülhafız el Alevi’nin (el-Filala) çok sayıdaki erkek kardeşinin en küçüğü olduğundan idari ve siyasi alanda gerekli eğitimi almamış, bu sebeple saltanat beklentisi içine girmemimiştir.
Fransızlar ve İspanyollar karşışında çaresiz duruma düşen Sultan Abdülhafız, 30 Mart 1912 tarihinde Fransa’nın ülkesi üzerindeki himaye antlasmasını imzalamak zorunda kalmıştı. Bu antlaşmayla askeri, idari, siyasi ve ekonomik bütün yetkiler Fransa genel valisi Hubert Lyautey tarafından temsil edilen himaye idaresine verilmişti.
Genel vali, düzeni korumak ve ticaret güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli gördüğünde sultanı önceden bilgilendirerek Fas topraklarında askeri operasyonlar yapabilecekti. Sultanın yasama, yürütme ve yargı konusundaki yetkisi genel valinin hazırlattığı, “zahîr” adı verilen kararnameleri imzalamaktan ibaretti. Bu kararnameleri geri çevirme yetkisi bulunmadığı gibi memurların tayininde de görüşü alınmadan hazırlanan listeleri onaylıyordu. Bununla birlikte sultanın geleneksel saygınlığını ve dinî liderliği korundu, özellikle vakıflar gibi dini kurumların yönetimi kendisine bırakıldı. Sultan Abdülhafız’in teslimiyetçi politikasına karşı çıkan askerlerin Fes şehrinde başlattıkları ayaklanmayı bastıran Fransızlar, kısa bir süre sonra işlerini zorlaştıran Abdülhafız’ı tahttan indirip kolayca kontrol altında tutabileceklerini düşündükleri kardeşi Mevlay Yusuf’u sultan ilan ettiler.
(13 Ağustos 1912); ulemanın da ona biat etmesini sağladılar. Böylece Mevlay Yûsuf himaye idaresinin başa geçirdiği ilk Filâli sultanı oldu. Yûsuf’un 1927 yılı sonlarına kadar devam eden saltanatıFas’ın siyasal bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü kaybettiği bir dönem olarak tarihe geçti. Tahta çıkmasının hemen ardından 27 Eylül 1912’de Fransa ile İspanya arasında sultana danışılmadan imzalanan bir antlaşmayla İspanya’nın nüfuzundaki kuzey sahilleri İspanyol himaye bölgesi ilan edildi.
Tanca şehri ve civarına da milletlerarası bir statü getirildi. Burada hükümet (mahzen) herhangi bir yetkisi bulunmayan tek bir görevli tarafından temsil ediliyordu. Mevlay Yusuf’a biat edilmesinden itibaren önceki direniş hareketleri devam ettiği gibi başta Sus olmak üzere birçok bölgede merkezi yönetime karşı yeni direniş hareketleri ortaya çıktı.
Dağlık bölgelerdeki bazı kabileler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Güney Fas’ta Sus bölgesinde Tiznit’te ayaklanan dini lider Ahmed Hibetullah (el-Hî-be) b. Maülayneyn, Merakeş’i ele geçirdiyse de (18 Ağustos 1912) 6 Eylül’de Fransızlar’a yenilerek Tiznit’e geri çekilmek zorunda kaldı ve 1919’da ölünceye kadar direnişini burada sürdürdü, daha sonra da direniş kardeşleri tarafından devam ettirildi.
Orta Atlaslar’da Hammu ez-Zeyyani liderliğinde isyan eden Berberi kabileleri, Fas’ın kuzeyi ile güneyi arasındaki irtibatı sağlayan bölgeyi ele geçirip Fransız birliklerine ağır kayıplar verdirdiler. Orta Atlaslar’da Tesul kabilelerinin direniş hareketleri ise 1914’te savaş uçaklarının kullanıldığı şiddetli çatışmalarla bastırılabildi. I. Dünya Savaşı’ndan önce özellikle Fas, Mekne, Merakeş gibi şehirlerin civarındaki direniş hareketleri kontrol altına alındı. Dağlık kesimlerdeki direnişçiler ise mücadelelerini sürdürdü. Savaş sona erdiğinde Atlas dağlarının orta kesimlerinde Fransız himayesi dışşında kalan birçok yer vardı. Fakat bu kabilelere karşı başlatılan mücadelede 1924 yılına kadar Rif bölgesi hariç ülkenin ekonomik ve stratejik yönden önem taşıyan hemen bütün kesimleri merkezî otoriteye bağlandı.

RİF CUMHURİYETİ: 19 Eylül 1921 -25 Mayýs 1926
İşgale karşı en büyük ayaklanmayı ise I. Dünya Savaşı sırasında İspanyollar’la silahlı mücadeleye giren babasının yerine Uriyagel (Vuryâgel) kabilesinin şeyhi olan Muhammed Abdülkerîm el-Hattabi gerçekleştirdi. Rif bölgesinde diğer kabilelerin katılmasıyla İspanyollar’a karşı cihad başlatan Hattabi 22 Haziran 1921’de Annoual’da İpanyollar’ı büyük bir yenilgiye uğrattı ve İspanyol himayesindeki bölgenin önemli bir kısmını ele geçirerek bağımsızlığını ilan etti. (19 Eylül 1921). Rif Cumhuriyeti adı verilen devletin hakimiyetini pekiştirdi ve teşkilatlanmasını sağladı. Ancak ona kaşı güçlerini birleştiren Fransa ile İspanya beş yıl sonra Hattabi’nin kuvvetlerini yendiler ve kendisini esir alıp devletine son verdiler. (25 Mayýs 1926). Ertesi yıl Orta Atlaslar’da hakimiyetini sürdüren Hammu da teslim olmak zorunda kaldı.
Yumuşak tabiatıyla himaye yönetimine engel çıkarmamaya gayret eden ve ıslahata yardımcı olmaya çalışan Mevlay Yusuf zamanla sömürge rejimi üzerinde etkili olmaya başladı. Modernleşen ülkesinde örf, adet ve geleneklerle birlikte devletinin dini ve kültürel kimliğini korumaya çabaladıığı için halkının sevgisini kazandı. İslama eğitimi teşvik ettiği gibi cami, medrese ve kamu binalarının yapım ve onarımında cömertçe davrandı. Dini bayramlara ve diğer dini merasimlere katıldı.Saltanatının son iki yılında Lyautey’in yerine tayin edilen Fransa genel valisiyle arasındaki ilişkiler bozulunca Mevlay Yusuf, Fransa hükümetinden valinin değiştirilmesini istedi. Ancak o günlerde 17 Kasım 1927’de Fes şeşrini ziyareti esnasında vefat etti ve Mevlay Abdullah b. İsmail haziresine defnedildi.

MUHAMMED V: FAS SULTANI VE KRALI (1927-1953, 1955-1961). Modern Fas’ın Babası olarak Kabul edilir.
Büyük oğlu Mevlay İdris ile Hasan’ı veliaht tayin etmesine rağmen yerine üç oğlunun en küçüğü olan Muhammed (V. Muhammed) sultan ilan edildi.
10 Ağustos 1909’da Fes şehrinde doğdu. Fas’ta hüküm süren Alevî (Filâlî) hânedanının on dokuzuncu sultanı Mevlây Yûsuf’un oğludur. Kendisine III. Muhammed denilmesi gerekirken Fas’ta hüküm süren Merinî ve Sa‘di hanedanlarında aynı adı taşıyan iki sultan daha bulunduğundan onlardan ayırt edilebilmesi için V. Muhammed olarak tanınmıştır. Mevlay Yusuf, büyük oğlu İdris ile diğer oğlu Hasan’ı veliaht ve halef tayin ettiğinden ileride sultanlığı zayıf bir ihtimal olan Muhammed çocukluğunu Miknâs ve Fas şehirlerindeki saraylarda gözetim altında geçirdi. Temmuz 1926’da babası ve ağabeyleriyle birlikte Fransız sömürge valisi Mareşal Lyautey eşliğinde Fransa seyahatine katıldı.
Mevlây Yusuf’un ani ölümü üzerine Fransızlar genç ve tecrübesiz Muhammed’in tahta çıkmasını sağladılar (18 Kasım 1927). Henüz on sekiz yaşındaki Muhammed, ülkeyi himaye adı altında sömürgeleştiren Fransa’nın tahta geçirdiği ilk sultan oldu. Fransızlar, V. Muhammed’in sultanlığının ilk dönemlerinde ülkede işgale direnen güçleri bertaraf etmekte zorlanmadılar. 1936’da milli direniş köklü temellere dayanmakla birlikte ertesi yıl ayrılık baş gösterdi. Allal el-Fasi el-Hizbü’l-vatani, Muhammed Hasan el-Vezzani” el-Hareketü’l-kavmiyye’yi” kurarak sömürge idaresiyle mücadeleye giriştiler.
Doğal olarak bu hareketler 18 Mart 1937 tarihinde Fransızlar tarafından yasaklandı; Vezzani Sahra’ya, Allal el-Fasi de Gabon’a sürgüne gönderildi.
V. Muhammed, Fransa’nın 1934-1943 yılları arasında Fas’taki sömürge valisi Noguès ile dostluk kurdu. II. Dünya Savaşı esnasında müttefik ülkelerin Darülbeyza’da (Kazablanka) düzenlediği konferans sırasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt ile görüştü ve bu tarihten itibaren Amerikalılar nezdindeki diplomatik girişimlerini sürdürdü. Bu görüşmelerde amerikanın desteği alındığı düşünülmektedir. Fas bağımsızlığını ilk tanıyan ameriakadır.
Fas’ın İspanya işgalindeki topraklarına sığınmış olan milliyetçiler büyük gruplar halinde Fransız işgalindeki topraklara göç ederek 1943’te Hizbü’l-istiklal’i kurdular. Bağımsızlık taleplerini bir bildiriyle ortaya koyan parti, Fas’ın bağımsızlığının V. Muhammed’in sultanlığı döneminde gerçekleşmesini istiyordu. Sultanın bağımsızlık yönünde tavır sergilemesi üzerine yeni sömürge valisi Gabriel Puaux savaş durumu ilân etti. 1945 yılında Merakeş’i ziyaret eden sultanı halk coşkuyla karşıladı. Fransa aleyhine gösterilerin arttığı ve milliyetçilerin tutuklanıp Fas’tan uzaklaştırıldığı bu dönemde sultan ile Fransızlar arasındaki ilişkiler iyice gerginleşti.
Fransa’nın Almanya’ya karşı kazandığı zaferin ardından iktidara gelen Charles de Gaulle, V. Muhammed’i Paris’e davet ederek kendisine madalya verdi. 9 Nisan 1947 tarihinde uluslararası yönetimin elindeki Tanca şehrine gelen sultan burada yaptığı konuşmada üç parçaya bölünmüş olan Fas’ın milli birliğini sağlama, bağımsızlığını tanıtma ve Arap Birliği’ne girme konularını dile getirdi. Sömürge valisinin ılımlı tavrından rahatsız olan Fransa, onu görevden alıp yerine İtalya cephesinde zafer kazanan General Alphonse Juin’i tayin etti. 1950’de taleplerini bildirmek için Paris’e giden sultan, İslâm düşmanı olduğunu açıkça ifade eden Dışişleri Bakanı Georges Bidault tarafından tepkiyle karşılandı.
1951 yılında Fas’taki dört büyük parti (İstiklâl Partisi, Bağımsızlık İçin Demokrasi Partisi, Milli Islah Partisi ve Fas Birlik Partisi) Fas Mili Cephesi’ni kurdu. İki yıl sonra Fransız ordu birliklerince sarayı kuşatılan ve tahtını terketmesi istenen V. Muhammed ailesiyle birlikte önce Korsika’ya götürüldü (20 Ağustos 1953), ardından Madagaskar’a sürgün edildi (Ocak 1954). Hânedan mensuplarından yetmiş üç yaşındaki Muhammed b. Arafe tahta geçirildi (21 Ağustos 1954) ve yeni sultana karşı çıkanlardan 20.000 kişi tutuklandı. İspanya yeni sultanı kabul etmediğini bildirdi. Kendisine düzenlenen iki suikast girişiminden kurtulan Muhammed b. Arafe saraydan çıkamaz hale gelince itibarını büsbütün kaybetti. Cuma hutbelerinde devrik sultanın adı zikredilmeye devam edildi.
Olayları yatıştırmak için V. Muhammed’in ülkeye dönmesinden başka çare kalmadığını gören Fransa, Muhammed b. Arafe’yi tahttan feragat ettirerek Tanca’ya gönderdi (30 Ekim 1955). 16 Kasım 1955’te V. Muhammed’in ülkeye dönüp tekrar tahta oturmasına izin verildi. 2 Mart 1956’da bağımsızlık anlaşması imzalandı ve Fas’ın bağımsızlığı birçok ülke tarafından tanındı.
Yetmiş altı üyeli bir yasama meclisi kurdu ve başbakanlığa Ahmed Bilâ Ferîc’i tayin etti. 1957 yılında Fas sultanlığını krallığa dönüştüren V. Muhammed melik (kral) unvanını aldı ve ölümünden sonra yerine geçmek üzere oğlu Hasan’ı veliaht ilan etti. Aynı yıl Amerika Birleşik Devletleri’ne resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.
Kral 1960’ta başbakanlık görevini kendi üzerine aldı, başbakan yardımcılığına da oğlu Hasan’ı getirdi. Aynı yıl Kazablanka’da ilk defa bir Afrika kongresi toplanmasına öncülük etti. V. Muhammed 26 Şubat 1961 tarihinde Rabat’ta vefat edince yerine oğlu Hasan (II. Hasan) geçti. V. Muhammed’in çocukluk yıllarını geçirdiği Miknâs’ta 1982 yılında onun adına bir üniversite kurulmuştur.
SULTAN YUSUF DÖNEMINDE HIMAYE ANTLAŞMASINDA ÖNGÖRÜLDÜĞÜ GIBI FAS HÜKÜMETI TEŞKILATINDA ÖNEMLI DEĞIŞIKLIKLER YAPILDI:
1-Dış ilişkilerle savaş yetkisi sultanın elinden alınarak Fransız genel valisine,
2-Maliye işleri de maliye genel müdürlüğüne verildi.
3-Birer bakanlık şeklinde teşkilatlandırılan ziraat, maarif, haberleşme, sağlık müdürlüklerine Fransız memurlar tayin edildi.
4-Biri devlet mülklerine, diğeri vakıf arazilerine bakmak üzere iki vezirlik kuruldu. Arazi sistemiyle ilgili yeni yasalar hazırlandı, kadastro işlemleri gerçekleştirildi.
5-Himaye yönetimi lehine gerekli değişiklikler yapılarak yeni bir tertip vergisi alınmaya başlandı.
6-Ayrıca kişi başına “darî betü’l-üzün” (darîbetü’r-re’s) denilen bir vergi kondu. Kele vergiside dene bu verhgi 19 yy sonların akada özellikl efransı zkolonilerind ekullnılmıştır.
7-Ülkedeki Fransızlar’ın ekilebilir arazilerden tertip vergisinin yarısını ödemeleri kararlaştırıldı.
8-Adli ve askerî alanlarda reformlar yapıldı. Fransa’dakilere benzer mahkemeler kuruldu
9- kadıların yetkileri dini işlerle sınırlandırıldı.
10-8 Nisan 1917 tarihli bir “zahîr” ile şehirlerde belediyeler oluşturuldu.
11-Lyautey ticaret odaları, sanayi odaları ve ziraat odaları açtı.
12-Zengin fosfat yataklarına sahip olan ülkede 1921’den itibaren başlatılan fosfat üretimi hızla arttırıldı.
13-Demir yolları şebekesi genişletildi ve 1500 km. Karayolu yapıldı. Limanlar büyütülerek Fas toprakları Afrika ticareti için Batılı iş adamlarına uygun hale getirildi.
14-1916’da genel valilik kırsal kesimdeki arazilerin dağıtımında yetkili kılındı.
15-1927 yılı sonunda 2044 Avrupalı sömürgeci 650.000 hektarlık arazide tarım yapıyordu. 1911’de 11.000 olan Avrupalı sayısı 1926’da 104.700’e yükseldi. Avrupalılar kısa sürede büyüyen şehirlerde oturuyorlardı 16-Fas’ın dış ticaretini gümrük avantajlarından yararlanan sömürgeci şirketler ellerine geçirmişti.
16-Şehirler ekonomik etkinlik ve maden işletmelerinin bulunduğu merkezler civarında gelişme gösterdi ve çok sayıda Avrupalı tüccar buralara yerleşti.

KRAL HASAN II (1929 – 1999) Krallık dönemi (1961 -1999):
1929’da dünyaya geldi. Arap dünyasının en uzun ömürlü kralı olan Hasan, 1961’de babası Kral Muhammed’in önemsiz bir ameliyat sırasında vefat etmesinin ardından 32 yaşında tahta geçti. Kral Hasan yönetiminin ilk yıllarında, çeşitli darbe girişimlerinden kurtulmayı başardı. 1971’de, doğum günü partisinde 1400 asker saldırıda bulundular, 100 misafiri öldürdüler ama banyoda saklanan Kral bu saldırıdan da kurtuldu.
Bir yıl sonra, Fas Hava Kuvvetleri, Fransa’dan ülkeye dönen Kral’ın Boeing 727 uçağını vurarak düşürmeye çalışmış ama başaramamışlardı. Bu başarısız girişimlerden sonra, İçişleri Bakanı General Muhammed Oufkir öldürüldü ve 30 yetkili Tozmamert’te kötü ünü olan bir çöl kalesinde işkenceyle öldürüldü. General Oufkir’in çocukları ve karısı 25 yıl göz hapsine alındı. Aynı tarzla Kral uluslararası tepkilere aldırmaksızın 1975’te Batı Sahra’ya asker gönderdi ve Polisario Cephesi ile savaşı hızlandırdı. Yaklaşık 20 milyon dolara malolan bu serüven sonrasında da sorun çözülemedi. Muhalifleri tarafından insan hakları ihlalleri ve zulüm yapmakla suçlanan otoriter Kral, yaşamını anlatan kitaplardan ikincisinde, krallığı boyunca verdiği kararlardan yüzde 60’ının yanlış olduğunu kendisi de kabul etti. Ancak, hatalarını hiçbir zaman açıklamadı. Fas Kralı Hasan, 24 Temmuz 1999’da öldü.

ARAP DÜNYASINA KARŞI TAVIR: Kral Hasan’ın bir diğer özelliği de iktidarda bulunduğu dönem içinde tüm arap dünyasının aksine İsrail ile iyi ilişki içinde olmasıydı. İki ülke arasındaki gizli temaslar, 1961 yılında, Hasan’ın babası Kral V. Muhammed’in iktidarının son yılında başladı. V. Muhammed, önce onbinlerce Faslı yahudinin İsrail’e göç etmesine izin verdi. Daha sonra tahta çıkan oğlu ise, kurulan ilişkileri kurumsallaştırdı.
Bir diğer olay da Nasır hakkında İsrail istihbaratı ile yaptığı işbirliğiydi. İsrail istihbarat uzmanlarından Yossi Melman’ın Ha’aretz gazetesinde açıkladığı bilgilere göre, Mossad, Mısırlı milliyetçi lider Cemal Abdül Nasır hakkında da, Fas’a önemli bilgiler verdi. Ma’ariv gazetesi yazarlarından Oded Granot’a göre ise, Mossad, ‘60’lı yıllarda Cezayir’e karşı Fas’a destek verdi. Bu dönemde, iki ülkenin Batı Sahra üzerindeki çatışmasında Fas’ı kuvvetlendirmek için, İsrail’den Fas’a 100 hafif tank gönderdi.
Fas gizli servisi de, bu dönemde İsrail’e önemli bilgiler verdi. Ha’aretz yazarı Amir Oren’in yaptığı açıklamalara göre, Faslılar, İsrail’e karşı birliğin sağlanması konulu bir Arap zirvesi sırasında ülke liderleri ve ordu komutanları arasındaki konuşmaların Mossad tarafından dinlenmesini sağladığı iddia edildi. Amir Oren, bu hizmetin önemini şu sözlerle anlatıyor: “Verilen istihbarat, İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşı’nı kazanmasında belirleyici oldu.”
Ancak Fas, 1973 Yom Kippur savaşı sırasında Suriye’ye bir “dayanışma taburu” göndererek İsrail’i kızdırdı. Üç yıl sonra ise, İsrail Başbakanı İzak Rabin, Fas’ı gizlice ziyaret eden ilk İsrail lideri oldu. Bir peruk ve gözlükle kendini kamufle eden Rabin, Fas Kralı ile, Mısır ve Ürdün hakkında konuştu. 1977’de, aşırısı sağcı Menahem Begin’in İsrail’in başına geçmesinin ardından, ilişkiler yeni bir boyut kazandı. Kral Hasan, dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Dayan ile, Mısır lideri Enver Sedat’ın özel elçisi Hasan Tohami arasında gizli bir görüşmeye ev sahipliği yaptı. Görüşmelerin ardından Enver Sedat Kudüs’e uçtu ve Arap halklarında öfkeyle karşılanan 1979 “barış” anlaşmasının önünü açtı.
İsrail ile Fas arasında hiçbir zaman tam resmi diplomatik ilişkiler kurulmadı ama, Kral Hasan, doksanlı yıllarda, İzak Rabin ve Şimon Peres ile “açık” görüşmeler gerçekleştirdi. Papa Jean-Paul II. Le 19 août 1985 Fas ziyaretind ebulundu. 80 bin kişiye konuşma yaptı. Dinler arası yakılaşmaya, savaş için verilen mücadele yerine barış için mücadele ve ortak yanların öne çıkarılmasına çalışıldı.

POLISARIO ve SAHRA ARAP DEMOKRATİK CUMHURIYETİ: (İspanyolca: Frente Popular de Liberación de Saguía el Hamra y Río de Oro) Saguia el Hamra ve Rio de Oro’nun Kurtuluşu İçin Halk Cephesi. Afrika’nın kuzeybatısındaki, Batı Sahra’daki Fas egemenliğine son vermek ve bu bölgenin bağımsızlığını sağlamak için savaşan örgüt.
Fas ile komşu Cezayir arasında da bölgesel çekişmenin kurbanı olan Batı Sahra dünyanın kangrenleşmiş etnik sorunlarının başında geliyor. Bölgenin bağımsızlığı için Polisario silahlı mücadele veriyor. Örgüt bu kavgasında yalnız değil. Zira Fas ile bölgesel rekabete girişen komşu Cezayir de bir yönüyle soruna ortak. Cezayir, Fas’a karşı Polisario’yu alenen destekliyor. Bu destek o kadar aleni ki Kuzey Afrika’nın bu iki Arap ülkesi defalarca savaşın eşiğine geldi. Fas- Cezayir kara sınırı kapalıdır.
Polisario hareketinin temelleri, Batı Sahra’nın yerli göçebe halklarından Sahravilerden oluşan güçlerin, komşu Moritanya’da üslenerek Batı Sahra’daki İspanyol denetimine karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesine dayanır. İspanya’nın 1975’te bölgeden çekilmesiyle 400 bin nüfuslu Batı Sahra’nın üçte ikisi Fas’ın, üçte biri Moritanya’nın egemenliğine girdi. 1979’da Moritanya’nın da çekilmesinden sonra ülkenin tümüne Fas hakim oldu. Fas, Batı Sahra’nın kendi toprağı olduğunu savunurken, Polisario Cezayir’in de desteğiyle bağımsızlık istiyor. On yıllar süren çatışmaların ardından Polisario ile Fas arasında 1991’de BM aracılığıyla ateşkes ilan edildi. Ateşkese göre bölge halkı Batı Sahra’nın geleceğine karar vermek üzere bir referandum yapacaktı. Ancak Fas ve Polisario “bölge halkına kimlerin ait olduğu” konusunda anlaşamadı. Polisario sadece İspanya hâkimiyeti döneminde Batı Sahra’da yaşayan Sahralıları kabul ederken, Fas o dönemde kendi topraklarında yaşayan Sahralı kabilelerin de oy kullanmasını isteyince referandum gerçekleşmedi.
Referandum 1997’de yeniden gündeme geldi. Taraflar oy kullanacaklar konusunda yine uzlaşamadı. Fas bağımsızlığa karşılık Batı Sahra’ya kendi egemenliği altında geniş bir özerklik vermeyi öneriyor. Buna karşılık Polisario bağımsızlık ilan ederek Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni kurdu. Şu anda aralarında Afrika Birliği’nin de bulunduğu 43 ülke bu yönetimi tanımakta. Batı Sahra’nın hukuki statüsü hâlâ belirlenebilmiş değil.
Fas özerklik Polisario ise bağımsızlık için referandum öneriyor. Taraflar tüm çatışmalara ve anlaşmazlıklara rağmen bugüne kadar dört kez bir araya geldi. Sonuç alınamasa da her seferinde yeniden bir araya gelmenin koşullarını yaratıyorlar. Her ne kadar ateşkes ilan edilmiş olsa da, Sahra’daki sorun hala sürüyor. Tarafların yeniden silaha sarılması olası bir çatışmanın ise diğer bölge ülkelerine sıçramasından endişe ediliyor.

YEŞİL YÜRÜYÜŞ:
Paris’te hukuk okuyan Hasan II Sahra problemini Uluslar arası adalet komisyonuna (ICJ) taşır. Fas alehine sonuç çıkar ve Hasan II kararı tanımadığını açıklar ve yeşil yürüyüş hazılığına başlar. 6 Kasım 1975 günü kadınlı erkeli 350.000 faslı sınırı aşarak Güney sahra’ya doğru yeşil yürüyüşe başlar. Hasan II „ ispanyollara raslarsanız onları selemlayın, çadırınıza davet edin ve yemeğinizi paylaşın. Ama başkaları sizi durdurmaya yeltenirse arkanızdan gelen ordumuz onlar ile savaşacaktır. „ der.
Fas’ta her yıl 350.000 bebek doğduğu için bu sayı sembolik anlamda seçilir. Krala göre milyonlar bu göreve hazırdır.
Oldukça gizli yapılan hazırlık aslında kimse bu kadar insanın oraya taşınacağına inanmamktadır. On iki gün boyunca hergün kalkan on tren faslıları Marakeş’e taşımıştır. 7.813 kamyon ile Marakeşten Agadir’e indirilir. 10.000 kişi yürüyüşü idare etemek için görevlidir. 470 doktor, 230 ambulans, 1700 ton yiyecek, 23 bin ton su, 2.500 ton yakacak, bölgeye taşınır. Kral hasan II; Yiğit birer şövalye olan ispanyollar silahsız halka ateş açmazlar diye düşünmüştür. Ispanyollarda 40 km çöl içine çakilirler. Halk Üç gün çöde 35 km yürür. Bu aşamada yapılan diplomatik görüşme sonucu üçlü anlaşma ile eylem son bulur. Ispanyollar bölgeden çekilir.

KRAL VI. MUHAMMED:
Muhammed el sadis bin el Hasan (Arapça: الملك محمد السادس للمغرب) Fas kralı. 21 Ağustos 1963 yılında Fas’ın başkenti Rabat şehrinde doğdu. Alauitler sülalesine mensuptur. Eşinin adı – Lalla Salma.
Eski Fas Kralı II. Hasan’ın büyük oğludur. Ailede ikinci çocuktur. VI. Muhammed Rabat hukuk fakültesini bitirdi ve 1987’de Siyaset Bilimi Yüksek Lisansı tamamladı. Ayrıca Fransa Nice Sophia Antipolis Üniversitesi’nde hukuk alanında doktora yaptı. 2002 yılında George Washington Üniversitesi’nden fahri doktora verildi. 23 Temmuz 1999 tarihinde babasının ölümünden sonra tahta geçti. 2002’de evlenen kralın 2 çocuğu vardır. Kral Peygamber soyundan gelmektedir. Fas’ın güney doğusunda bulunan “Tafilalet” tarihi şehir kökenlidir. Burası Sahra çölünü aşıp gelenler için önemli bir durak noktası ve Alauit hanedanın oluştuğu vahadır. Yüyıllardan beri kervanların uğrak yeri, lojistik destek aldıkları, Sudan ile baharat – köle ve atlın ticaretinin yapıldığı yer oluş ve bu sayede zenginleşmiş ve yeni fikirleri ortaya çıktığı filizlendiği bir ye rolmuştur.
“Mohammed VI Peygamerin Kızı Fatima ve Ali Ibn Abi Talib soyundan gelmektedir. Fatima’nın 2 çocuğu vardır. Hasan ve Hüsetin ve Babaları peygamberimizin kuzeni Ali’dir. Günümüzdeki Fas kıralı VI Muhammed Hasan soyundan gelmektedir.
Şerif soyundan gelen birçok Fas kralı Sünni’dir ve Şii olan Alaouit (Nusayri) soyundan gelen Suriyeliler ile karıştırılmamalı. “
İktidarı döneminde: Muhafazakarların muhalefetine ragmen “Aile yasasını “çıkardı ve kadın haklarını çok öneli adımla rattı. Çok eşliliği sınırladı belli kurallar koydu. Genel af çıkardı, yasam ve yürtüme kralın elindedir. Arap baharı sonucu anayasada köklü değişikler yapacak olan komisyona onay Verdi.
Çok sevieln renkli bir kişiği vardır.
Özel bir ziyaret için İstanbul’da bulunan Fas Kralı 6’ncı Muhammed Rabat ve ailesinin tatil için neden Türkiye’yi seçtiği belli oldu. El Mundo gazetesi, Fas Kralı 6. Muhammed’in Fransa topraklarında bulunan kraliyet ailesinin malı olan Betz Şatosu’na Fransız yetkililer ile yaşadığı casusluk sorunu nedeni ile bu yıl gitmeyerek Türkiye davetini kabul ettiğini yazdı.
Kral Muhammed’in Türkiye’ye neden geldiği ise birkaç günün en çok merak edilen konusuydu. Gazete, Kraliyet ailesinin her yıl uzun süreli tatil için Fransa’ya gittiğini ancak Fransız devlet Başkanı François Hollande ile aralarındaki diplomatik krizden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklifine ‘Evet’ yanıtı verdiğini iddia etti. Kral’ın Türkiye seçiminin sadece bir tesadüften ibaret olmadığını ileri süren gazete, Kraliyet ailesine yakın diplomatların Fas ile Fransa’nın tarihinin en uzun süreli diplomatik krizlerinden birini yaşadığına dikkat çekti.Fas Kralı 6. Muhammed ve eşi Kraliçe Selma’nın 2002 yılında evlendiğinden bu yana ilk defa böylesine uzun süreli baş başa bir tatil yaptığını yazan El Mundo gazetesi Kralın esas dinlenme yerinin Betz Köşkü olduğunu belirtti.
Fransız hükümeti, casuslukla mücadele Şefi Abdellatif Hammouşi’nin, Fas’ın kontrolu altındaki eski İspanyol sömürgesi Sahra bölgesinin bağımsızlığını isteyen militanlara işkence uyguladığını öne sürerek, Hammouşi aleyhinde 3 ayrı suç duyurusunda bulunmuş ve Paris’teki Fas büyükelçiliğine bir polis baskını düzenlemişti.
Bu olay üzerine devreye giren Fas Kralı 6. Muhammed Fransa ile tüm diplomatik ilişkileri asgari düzeye indirmişti. Bu arada Fas Kralı’nın ailesi ile geçirdiği tatil fotoğrafları ülkesinde büyük ilgi görüyor.
Kraliçe Selma’nın Facebook’dan yayınladığı bazı fotoğrafları yayınlayan Fas basını Kraliyet ailesinin sıradan kişiler gibi İstanbul’da güzel bir tatil geçirdiklerini belirtti.

Kategoriler: Fas Tarihi